Sağlık

Nevzat Tarhan: “Ön yargılar tuzaktır”

İSTANBUL (İGFA) – Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ön yargı konusunu değerlendirdi.

“ÖN YARGI; BİLİNÇLİ ÖN YARGI VE BİLİNÇSİZ ÖN YARGI DİYE İKİYE AYRILIYOR”

Ön yargının; bilinçli ön yargı ve bilinçsiz ön yargı diye ikiye ayrıldığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Bilinçsiz ön yargı karar verme mekanizmalarımızı beynimizde çalıştırırken sistematik olarak hata yapmamıza sebep olur. Farkında değilizdir hata yaptığımızın, hatamızın sebebini de anlayamayız, bulamayız. Bir insanın ‘özür dilemek yanlıştır, özür dilemek zayıflıktır’ şeklinde bilinçsiz ön yargısı varsa, kişinin kendi doğrusu değer yargısı olarak hayatındadır.” dedi.

“ÖZÜR DİLEMEK ZAYIFLIK DEĞİL, ERDEMDİR DİYORSA KİŞİ HATASINI DÜZELTEBİLİR”

Değer yargılarının da ön yargıların da insan beyninin çalışmasıyla ilgili olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Hayatımızı kolaylaştırmak için beynimizin çalışma sisteminde çocukluktan itibaren ön yargıları vardır. İnsan düşünce hayatında ‘özür dilemek zayıflıktır’ dediği zaman, kendi hata yaptığı zaman bile kusuru dış nedene bağlar, kusuru başkasına atar. Hayatı bu hatalarla geçip gider, bir türlü hatalarını düzeltemez, öğrenemez. Ama özür dilemek zayıflık değil, özür dilemek erdemdir diyorsa bir insan hatasını düzeltebilir. Basit bir bilinçsiz ön yargıdır.” diye anlattı.

“ÖLÜM BİR SON DEĞİL, YENİ BİR DOĞUŞ, BAŞLANGIÇTIR DEMEK BİLİNÇLİ ÖNYARGIDIR”

Bilinçli bir ön yargının da olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Ölüm bir son değil, ölüm yeni bir doğuştur, yeni bir başlangıçtır diye düşünüyorsa insan, hayatını oraya hazırlayarak şekillendirir ve bu bilinçli ön yargıdır.” şeklinde konuştu.

ÖN YARGILAR İNSANIN, DENETİM OLMAKSIZIN OTOMATİK ALDIĞI KARARLARDIR”

Hiperaktif kişilerin de düşünmeden hareket ettiklerini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Bunlar örtük ön yargıları ile hareket eden kişilerdir. Ön yargılar insanın, denetim olmaksızın otomatik aldığı kararlardır. Bazı kişiler çok hızlı konuşurlar, o hızla otomatik düşüncelerle konuşurlar. Bazıları tane tane konuşur, düşündüğü söylediği sözün nereye varacağını bilir, yavaş yavaş konuşur. Bu tarz kişiler otomatik, hızlı kararlar vermez, amaca yönelik seçimler yapar. Bu kolay bir şey değil, bilgeleşmeyle de ilgili. Ön yargı tuzaklarına düşmez. Hayatımızda ön yargılar, tuzaktır.”

“BENMERKEZCİ KİŞİLER KENDİLERİNİ KUSURSUZ, MÜKEMMEL GÖRDÜKLERİ İÇİN SORGULAMAZLAR”

“İnatçı kişiler ön yargılarını değiştiremeyen kişilerdir.” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Benmerkezci kişiler kendilerini kusursuz, mükemmel gördükleri için sorgulamazlar. İç gözlem kapasitesi ve öz eleştiri kapasitesi yoktur. Ancak büyük bir hata yapınca sorgulamaya geçebilirler.” dedi.

“GAZZE OLAYLARININ ARKA PLANINDA POLİTİK ÖN YARGILAR VAR”

İnsanların İkinci Dünya Savaşı’nın aslında bir ırkçılık savaşı olduğunu, ‘üstün ırk’ mücadelesinin ne kadar kötü olduğunu gördüğünü ama tarihin tekerrür ettiğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Şimdi de aynı şeyi yine yaşıyoruz, Gazze olayların da yaşıyoruz. Bunun arka planında politik ön yargılar var. ‘Biz üstün ırkız’ duygusuyla ‘Her şeye hakkımız vardır’ duyguları var. Bedel ödeye ödeye insanlık ilerledi. Ama ilginçtir daha önce tarihte görülmemiş bir şekilde, iletişim sayesinde insanlar Gazze olayı için küresel olarak dijital dünyada harekete geçti. Bu iyi bir işaret gelecek yıllar için.” şeklinde konuştu.

“GELENEKLER OTOMATİK ÖĞRENİLMİŞ BİR ÖN YARGIDIR”

Ön yargıların kişiliğin ilk temelleri olan ve anne babadan alınan hayat senaryoları olduğunu da ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “O ön yargılar çekirdek ailemizde gelişen ruhumuza yerleşiyor. Onlar bizim örtük ön yargılarımızı oluşturuyor. Yol yordam bilmek gibi, büyüklere saygı göstermek gibi, gelenek gibi, misafirperverlik gibi… Bizim kültürümüzde bunlar sosyal öğrenmeyle geliyor. Anadolu terbiyesi almış bir çocuk büyüklerin karşısında bacak bacak üstüne atmaz. Bu otomatik öğrenilmiş bir ön yargıdır. Batı toplumlarında böyle bir şeye ihtiyaç hissetmezler. Bunlar sosyal öğrenmeyle oluşuyor. Doğar doğmaz zihinsel olarak, beyin olarak, nöropsikolojik olarak insan prematüre doğuyor. İnsan olmayı hayatta öğreniyor.” dedi.

“OTOMATİK ÖN YARGILARIMIZIN HEMEN HEPSİNİN DÜZELME POTANSİYELİ VAR”

Genelde olumsuzluğa ön yargı denildiğini de vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Genel tabiri kalıp yargılardır. Kalıp yargılara ‘stereotipik’ deniyor. Amerika’da yapılan politik psikolojik bir çalışmada, beyaz bir anne yanındaki çocuğuyla gidiyor, karşıdan siyahi biri geliyor ve annesi hemen çocuğu tutup kendine çekiyor. Hiç farkında değil, bilmeden yapıyor bunu. Neden yapıyor? Otomatik ön yargı. Aynı şeyi ünlü bir siyahi kişi olsa yapmıyor. Otomatik ön yargılarımızın hemen hepsinin düzelme potansiyeli var. Onun için insan hayatının sonuna kadar ‘Ben nerede hata yapıyorum’ diye kendisini sorgulamalı. Her insan biriciktir, her insan orijinaldir, kimseyi küçük görmeye hakkımız yok. Herkesten, çocuktan bile bir şey öğrenebilirim diyorsanız değer yargılarınızı değiştirebilirsiniz diyebilir.” diye anlattı.

“AMACA YÖNELİK DÜŞÜNMEK BEYNİN ÖN BÖLGESİNİ EĞİTİYOR”

Prof. Dr. Nevzat Tarhan, ‘duyduklarına inanma, gördüğünün de yarısına inan’ sözünün ön yargıları azaltan bir durumu işaret ettiğini kaydederek, amaca yönelik çalıştırılarak ve düşünerek beynin ön bölgesinin eğitilebileceğini, insanın amaca yönelik düşünmesinin Frontal lob bölgesindeki kasları geliştireceğini dile getirdi.

“ZİHİNSEL KÖRLÜK NEDENİYLE İNSANLAR YANLIŞ TEPKİ VERİR VE İLİŞKİ KOPAR. BU DA YALNIZLIKLA SONUÇLANIR”

Ön yargılı insanların diğer insanları değerlendirirken ihmalkârlık yaptıklarını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Farkında olmazlar, onlarda zihinsel körlük vardır. O körlük nedeniyle yanlış karşılar. Diğer insanların hareketlerini yanlış okur, yanlış tepki verir ve ilişki kopar. Bu da yalnızlıkla sonuçlanır. Küresel bir yalnızlık salgını var. Biz toplumumuzda o konuda çok iyi durumdayız ama küresel olarak yalnızlaşma çok fazla, özellikle gençlerde çok fazla.” dedi.

“EN BÜYÜK BAŞARI; İÇ HUZURUDUR”

Bu durumda toplumsal bir ön yargının ön plana çıktığını belirten Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:

“Şu an daha çok kendini sev diye bir akım var. Kendini sevmek demek, kendini kutsallaştırmak demek değildir. Güçlü insan, öz güven sahibi insan kendi güçlü ve zayıf yönlerini görecek. Zayıf yönleri için önlemini alacak, güçlü yönlerine göre hareket edecek. Kendini sevmek demek aslında insanın kendisiyle barışık olması demek. Bu çağda başarı; gücün olsun, zengin ol, paran olsun, şöhretin olsun gibi şeyler önemli hale geldi. Halbuki en güzeli, en büyük başarı; iç huzurudur. İnsanda iç huzuru olabilmesi, ailesiyle huzurlu olabilmesi… Bundan daha başarılı bir şey yoktur. Aristo bile hayatın amacı mutlu olmak diyor. Mutlu olmayı sanki her canını istediğin yapmak gibi anlıyoruz. Halbuki mutlu olmak sıradan şeylerde zevk almayı başarabilmek… Şu olsun mutlu olayım, bu olsun mutlu olayım diyen insan dış motivasyonla hareket eder. İç motivasyonla hareket edebilmek, kendi kendini mutlu edebilmek, kendisiyle barışık olabilmek önemli. Bunlar da ön yargılarımızı değiştirme kapasitemizle çok yakında ilgili.”

“ÖN YARGISI OLAN KİŞİLER GÖRMEK İSTEMİYOR”

Einstein’ın “Ben atomu parçaladım ama önyargılarımı parçalayamadım” sözüne atıfta bulunan Prof. Dr. Tarhan, “Bir delille 40 âlimi ikna ettim ama 40 delille bir cahili ikna edemedim” sözünü de hatırlattı.

Ön yargısı olan kişilerin görmek istemediklerini de kaydeden Prof. Dr. Tarhan, sözlerini şu şekilde tamamladı:

“Cehaletin en derin cehaleti deniliyor. Komplike cehalet… Eski tabiriyle cehl-i mürekkeb, bilmemek ve bilmediğinin farkında olmamak. Kişi cahildir, cahil olduğunu bilmez. Bilmediğini bilmek de erdemdir. Bilmediğini bilmiyor. Hem de biliyor zannediyor. Bu kişiler ön yargıları en üst düzeyde olan insanlardır. Bunlardan uzak duracaksınız, kaçacaksınız. Böyle insanlarla temas ederseniz, düzeltemezsiniz. Onlar bedel öderler. Genellikle çoğunun en büyük bedeli de yalnızlaşmasıdır.