• %
  • %
  • %
  • %
  • BIST 100
    %
  • %
  • %
  • BITCOIN
    81767,396
    % 3,80

Elif Kask ile romanı Boşanırken ve yazarlığını konuştuk

Elif Kask ile romanı Boşanırken ve yazarlığını konuştuk
Spread the love

Elif Hanım, kendini uluslararası bir insan olarak tanımlıyor. Dünyada pek çok milleti anlayabildiğini söylüyor. Boşanırken bir cinayet romanı. Farklı açılardan bakan bu roman üzerine uzun uzun konuştuk. Bunun yanında onu, Trump ile röportaj yapan ilk Türk gazeteci olarak da tanıyoruz. Elbette o günlerden de konuştuk. Bir de çok izlenen ‘Yasak Elma’ dizisinin Elif Hanım’ın ‘Senaryo’ adlı romanından esinlenilmesi konusu var. Mevzular derin, sohbetimiz koyu. Uzun soluklu bir röportaja hazır olun. Elif Hanım, Agatha Christie okuduğu, Stephen King’eyazdığı çocuk yaşlarından bu yana her şeyi anlatıyor…

 

BENİM İÇİN SÖYLENECEK İLK ŞEY ULUSLARARASI BİR İNSAN OLDUĞUM

 

– Kendi gözünden Elif Kask kimdir? Kendini nasıl anlatır?

Hiç kimse bana böyle birsormamıştı… Hep eğitimimden başlayıp, ailemi, eserlerimi,durumumu, çocuklarımı filan anlatırdım… İronik olan aslında ‘Elif Kask’ bile yok. ‘Kask’ benim eski eşimin soyadı. Estonca’da Huş ağacı demek. Uzunağaçlar. Yeni soyadım Pisacane. Tipik bir İtalyan soyadı. Sadece soyadlardan bile benim için ilk söylenecek şey ‘uluslararasi’ bir insan olduğum.

– Peki uluslararası insan olmayı konuşalım… Busize ne getirdi?

Türk, sadece Türk’ün bakış acısından dünyaya bakıp, dünyayı yorumlarken, ben bir Amerikalının nasıl yorumlayacağını, Kuzey Avrupa ve Rusya’nın nasıl bakacağını, İtalya ya da daha geniş açıdan bakarsak Avrupa Birliği ülkelerinin görüş açısının ne olduğunu biliyorum. Beynimde tüm milletler, hatlar birbirine karışmadan düşünüyor ve yorumluyor yani…

– Her şey nasıl başladı?

Bu çok uluslu hayata ilk adımımı, Boğaziçi Üniversitesi’nde okurken üniversiteyi Amerika’da bitirme kararımla attım. Amerika’da okurken ilk esimle tanıştım… New York’ta yaşadık. Şimdi de Los Angeles’teyim.

– Bu konuştuklarımızın ardından şimdi ilk soruya dönelim mi?

Çok çalışkan, hırslı, disiplinli, hep birinci olmayı isteyen bir öğrenciydim. Hala da öyleyim. Bu pek değişmedi. Sosyal, çok arkadaşlı, kalabalık yasamayı seven biriyim. Olumsuzkurmam, yanımda da kurulmasınavermem. Evim, sofram herkalabalıktır. Annemin Bodrum’dakiyazlığına sığdırdığımsayısı rekor düzeydedir… Şişme yataklar, koltuklar bir şekilde yer bulurum dostlarıma… Tek başına birbana göre değil. Seyahat etmezsemalamayacak gibi olurum. Bavul görsem ağzım sulanır, o kadar ileri seviyedeyim yani… Nereye gideceğimin de çok önemi yoktur. Gideyim de… Yeni yerler keşfedeyim… İkizler burcunun tipik bir örneğiyim bu konularda.

– Yazmaya nasıl başladınız?

Kader iki çeşittir. Mutlak kader ve bizim yarattıklarımız. Doğduğumuzbizim mutlak kaderimizdir. Müdahale edip değiştiremeyiz. Annem babamprofesörü. Yani yazar olarak yetiştirilmek üzere doğmuşum. Okumayı, yazmayı öğrendiğim ilk günden itibaren annem bana kompozisyon yazdırmaya başladı. Günlük tutmam şarttı. Her gün kompozisyon ödevim vardı ve yazdıklarım üzerinden not alırdım. Yazmak,içmek gibi bir rutindi bizim evimizde.

Yazma rutininiz nedir?

Roman yazmaya başladığımda çok disiplinliyimdir. Her gün yazarım. En az beş sayfa yazmaya kodlamışımdır kendimi. Disiplinli olmayan bir insan yazar olamaz.

GERÇEK HAYATTA YOK OLMASINI İSTEDİĞİM HERKESTEN, ROMANI YAZARKEN KURTULDUM

 

– Yazarlık genlerinize kodlanmış adeta… Pekikorku, gerilim, terör, cinayet konulu romanlar yazıyorsunuz?

Ben kendim de o tarz romanlar okumayı, o tarz filmler seyretmeyi seviyorum. Günlük rutin beni sıkar. Beni rutinden çıkaracak, adrenalinimi yükseltecek kitaplar okumayı seviyorum. Ben de okurlarımın adrenalini yükseltmeyi, onları günlük rutinden çıkarmayı seviyorum. O yüzden de cinayet, gerilim, entrika yazmayı tercih ediyorum.

– Son kitabınız “Boşanırken” bir cinayet romanı. Bu romanda yazarken kurgu nasıl ilerledi? Amerika’da boşanmış bir kadın olarak kendi yaşadıklarınızdan mı yola çıktınız? Kurgularınız gerçek hayattan esinlenilmiş olaylar üzerine kuruldu diyebilir miyiz?

‘Boşanırken’ gerçek hayatla kurgunun iç içe girdiği bir roman. Romandaki karakterler gerçek hayatta benim boşanma surecimde karşılaştığım insanlar. İsimleri değiştirdim tabii… Romanda cinayete kurban gittiler. Gerçek hayatta hepsi yaşıyor.

Sıradaki Haberi Oku  Alman basını: Koronavirüs, AByi paramparça ediyor

– Yazdıktan sonra neler oldu peki?

Bu roman yüzünden basım boşanma surecinde ‘Amerikan Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’ ile belaya girdi. Boşandığım eşimin avukatı benim için ‘Bu kadın, hakimi öldürecek.’ diye suç duyurusunda bulunmuş. Sosyal medyada o zamanlar ‘Hakim ilk bölümde öldürüldü. Eğer gerçek hayatta ölürsebenden şüphelenirler mi? Gecen gece Shearon Stone ve Michael Douglas’ın ‘Temel İçgüdü’ filmini seyrettim. Esinlendim…’ gibi saçma sapan,bir paylaşım yapmıştım. İste bu paylaşım yüzünden basım belaya girdi…

– Bu kadar mı zordu boşanma süreci?

Bizim boşanmamız 5sürdü. Tam bir ‘War of Roses’ yani… Öyle bir amansız savaşın içindeymişiz ki, benim bile haberim yokmuş. Ben de o gün yani ‘Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’ hakkımda soruşturma başlatınca öğrendim. Sırf boşanıyorum diye neredeyse hapse atılacaktım. Avukatım da yoktu. Bir günde 5,000 Dolar avukat ücreti geliyordu. Çocuklarımıntaksitini ödeyemeyecektim avukat tutsaydım. Benim için herilk çocuklarımın geleceği, onların iyi bir eğitim alması geldi. Onların eğitiminden çalıp avukatlara vermek istemedim. Zaten hakim, yanlı bir hakimdi. SuJudge Laura Dragger diye arasanız 2000’in üstünde boşanan kadının imzaladığı yolsuzluk dilekçesini görürsünüz. Yani avukatavermek hiç bir şeyi değiştirmeyecekti. Hatta avukatın sizin aleyhinize sizin onayınız varmış gibi imza atma yetkisi bile vardı. ‘Hakim Laura Dragger’in Kurbanları‘ diye bir kadın grubumuz vardı New York’ta. Oradaki kadınların basına gelenleri dinledikten sonra avukatsız devam etme kararı almakla ne kadar doğru bir şey yapmış olduğumu birdaha anladım. Avukatınız eğer sizevermek isterse o kadar büyükverebilir ki… Grubumdaki kadınlardan birinden avukatının onun yerine imza atıp boşanmayı kabul ettiğini öğrendim. Kadıncağızın çocukları elinden alındı, evinden çıkarıldı, sokağa atıldı. Sözün özü, adaletin olmadığı bir mahkemede, yanlı bir hakimle zaten kazanamayacağım bir davanın içindeydim. Benim amacım, kaybımı enindirebilmekti…

– İnsan inanamıyor gerçekten… Romandaki karakterler, nasıl desem bilemedim, insan neredeyse katili haklı bulacak oluyor. Yazarken siz nasıl hissettiniz? Bu romanı, yazarı olarak;bir yandan da yabancılaşarak okura nasıl tanıtırsınız?

Az önce de bahsettiğim gibi, bu romanda ölenler için gözyaşı dökmenize imkân yok. Büyük olasılıkla ‘az bile’ der okuyucular… Bu roman benim için terapi oldu. Gerçek hayatta yok olmasını istediğim herkesten romanı yazarken kurtuldum. Ama açıkçası iyi ki hakime ya da romanda ölen diğer önemli kişilere gerçek hayatta birgelmedi. Suç üzerime kalırdı 🙂

– Okur, romanınızı okurken neler hissedecek sizce?

Bu romanı okuyan kişinin değerleri değişebilir… Değerlerin değişmesi ne demek derseniz, aslında açıklanması çok daolmayan bir alan… Yaşadıklarım beni çok değiştirdi. Amerika’nın o çok güvendiğisisteminin çürüklüğü, beni dehşete düşürdü. Hayatta yalnız olduğumu anladım. Doğarken ve dünyadan göçerken nasıl yalnızsak, aslında yasarken de yalnızız. Bunu sadece benim gibi çokbir deneyimden geçerken anlayabiliyor insan. Esiniz, dostunuz, arkadasınız sizinle olmak istese bile olamıyor, olamaz. Tek basına yürümenizo yolda. Hayat bana ‘Asla yapmam!’ dememeyi öğretti. Hepimiz her şeyi yaparız… Yeter ki hayatın koşulları bizi o raddeye getirsin. Katil de olabiliriz, hırsız da… Senin ya da sevdiklerinin hayatına kast edilmişse öyle de bir katil olur ki insan… Hiç yapmam deme! Yaparsın! Senin emeğin çalınmış, hakların elinden alınmışsa, öyle bir hırsız olur ki insan… Hem de hiç suçluluk duymadan. Hapisteki herkesin suçlu olmadığı gibi dışarıda elini kolunu sallayarak gezen herkes de masum değildir. Biraz da örneklemek isterim aslında.

– Tabii…

Sıradaki Haberi Oku  İranda doktorlar hastanede göbek attı

Atatürk, kendisinden işgal güçlerine itaat etmesini isteyen Padişah’a başkaldırarak devlete karşı suç işledi;Türk milleti tarafından ‘kahraman’edildi. 1955 yılında zencilerin otobüsün ön sıralarına oturma izni yoktu. Onlar beyazlara ayrılmıştı. Eğer beyazların bölümü dolarsa, arkada oturan zenciler ayağa kalkıp beyazlara yer vermek zorundaydılar. 1 Aralık 1955’te Rosa Parks kanunları çiğneme kararı aldı. Otobüs şoförünün emrine karşı çıktı ve yeriniyolcuya vermeyi reddetti. Tutuklandı, işinden kovuldu, acı çekti;bu dava onu kahraman yaptı. Doğum günü olan 4 Şubat Rosa Parks Günü olarak kutlanıyor. Amerikan Kongresi Rosa Parks’ı, İnsan Haklarının ilk savunucusu ve özgürlük hareketlerinin annesi olaraketti. Evet Rosa Parks kanunlara göre suçluydu;kanunlar adil değildi. Adaletten ve vicdandan yoksunve kurallara karşı işlenen suç, suçlu değil kahraman yaratır. Boşanırken romanını okurken okuyucu, katili ya da katilleri anlayacak, empati kuracak, haklı bulacak ve kurbanların yasını tutmayacak.

– Kitap yazım sürecinde ya da yayımlandıktan sonra nasıl bir ruh halindeydiniz? Cinayetler yazmak size ne hissettirdi?

Benim ruh halim hiç değişmez. Hep pozitif, hep neşeli, hep eğlenceli,bir kadınım. Kendimle de çok dalga geçerim. İyi ki de öyleyim, yoksa bugün bu kadarbir şekilde ayakta duramazdım. Birson romanım ‘Boşanırken’ cinayet romanı. Bu roman bana terapi gibi geldi. Paralel bir evren yarattım kendime bu romanla. O evrendevardı. Ve kötülerin cezası ölümdü. Gerçek hayatta iseyoktu. Ve kötüler ellerini kollarını sallayarak kötülük yapmaya devam ediyordu. Ceza filan yoktu…

Kurguladığınız karakterler ile ilgili ilginçdönüşler aldınız mı?

Boşanırken romanımınkahramanı Naz. Çok aşık olan çıktı Naz’a. Hayranları çok fazlaydı. Cinayet romanı seven çokvarmış, onu öğrendim. Bir de Naz’ın elinde olmak isteyen :). Katilim Naz olsun diye yalvaran bir okuyucu kitlesi oluştu 🙂

– Ülkemizde, dünyada yaşanan kadın cinayetlerine de değinelim mi burada? Bu konuda bir şeyler söylemek ister misiniz?

Kadın cinayetleri ülkemizin kanayan yarası. Türkiye’de kadın olmak zor. Erkek egemen birbizimkisi. Kadın, sosyal ve ekonomik alanda birçok zorlukla mücadele etmek zorunda kalıyor. Ne yazık ki kanunlarımız, kadınlarımızı yeterince koruyamıyor. Kanunların çok dahaolması lazım. Kadın sığınma evlerinin artırılması gerekir.

TÜRKİYE, BİR ZAMANLAR TRUMP HABERLERİNİ BENDEN DUYUYORDU

 

– Cinayet romanları denince sizi etkileyen isimler/kitaplar hangileri? İlkcinayet romanı okuduğunuzda ne hissetmiştiniz?

Çocukluğum, Agatha Christie romanları okumakla geçti. Okumadığımbir kitabı yoktur. Büyükalırdım. Katili de hiç doğru tahmin edemezdim. Her kitaba bu sefer katili bulacağım diye başlardım. Mısır’a gittim. Nil nehrinde Aswan’a kadar gittik. Agatha Christie’nin, ‘Nil’de ÖlÜm’ü yazdığı oteli görmek bile banakeyif vermişti. O denli seviyordum romanlarını yani…

– Özellikle yazım sürecinde ne tür kitaplar okumayı tercih ettiniz? Nelerden etkilendiniz?

Yazım sürecinde hiç kitap okumam. Yaratma surecine girdiğimokuyamıyorum. O zamana dek ne birikmişse oradan kullanıyorum.

– Ortaokulda Stephen King’e birgöndermişsiniz. Ne yazmıştınız?

Bayılıyordum Stephen King’e… Tum kitaplarını okumuşumdur küçükken… Yazdıklarına hayrandım. Nasıl düşünüyor bunları, nasıl yaratıyor diye merak ediyordum. Romanlarında mısır tarlalarını çoksıklıkla kullanırdı, birçokkarakteri de öğretmendi. Neden hep öğretmenlerkarakteriniz diye sormuştum? Bir dehep mısır tarlalarıromanlarınızda diye… Amagelmedi. Belkieline bile geçmemiştir. Yayınevine göndermiştim. Belki de İngilizcemi anlamamıştır. O zamanlarbir kırıktı 🙂

– “Amerika’yı Nasıl Karıştırdım” adlı kitabınız yazıldığı dönemde çok ses getirmiş. Vebir de Trump ile yaptığınız röportaj… Onlardan da bahsedelim mi? Orada neler yaşanmıştı, bizimle kısaca paylaşır mısınız?

Donald Trump’la ilk16 Aralık 2004’te röportaj yaptım. O zamanlar Aksam Grubu’nun Ekonomi Dergisi ‘Platin’ icin ‘New York’tan İş Notlari’ baslığı altında röportajlar yapıyordum. Genel Yayın Yönetmenime Trump’la röportaj yapmak istediğimi söyledim. ‘Elif’ dedi röportaj yapabileceğime hiç inanmayarak, ‘Eger yaparsan Türk Medyasını sallarız’. Kafama koyduğumu yaparım genelde. Bu konuşmadan bir hafta sonra röportaj elindeydiyayın yönetmenimin. Donald Trump’la ilerleyen yıllarda yeniden röportaj yaptım. Ivanka ve Donald Trump Jr’la da röportajlar yaptım. Trump’ın kitaplarının yazarı ve sağ kolu Meredith McIver’la bile yaptım. Kısacası tüm Trump ailesi ile röportaj yapangazetecilerdenim. Türkiye, bir zamanlar tüm Trump haberlerini benden duyuyordu.

Sıradaki Haberi Oku  Reklam Girmeden Film izlemenin Keyfini Yaşayın

– Peki ya ‘Amerika’yı Nasıl Karıştırdım”?

‘Amerika’y Nasıl Karıştırdım’ Amerika’da islerini suistimal eden bazı diplomatlarımızın yaptıklarından Türkiye’yi haberdar eden bir kitaptı. Bu kitaptan sonra bazı insanlar benden korkar oldu. Hatta gecen haftaki bir röportajımda da bahsetmiştim. Birhanımı ‘Ben korkuyorum, o kadın çok tehlikeli’ demiş, bir arkadaşıma… ‘Birhanimi ne çevirebilir ki benden korkuyor onu da pek anlamadım;eğer devletle ilgili birtakım görevleri suistimal etmiyorsa benimalanıma girmiyor. Korkmasın boşuna, yazık diyor de’ dedim arkadaşıma 🙂

DAHA NE KADAR BENZERLİK OLUR BEN BİLEMEDİM

– Bir de “Senaryo” adlı romanınızla ilgili bir iddianız var. Yasak Elma dizisinde Şevval Sam’ınverdiği karakterin, sizin bu romanınızdan esinlenildiğiniz söylüyorsunuz. Nedir bu konu?

‘Senaryo’ daha sonraki baskılarına ‘İpler Benim Elimde’ olarak girdi. Romanın ismini de kapağını da değiştirdik. Romanınkarakteri Yıldız Waldox o kadar çok beğenildi ki, okurlardan ve kitap eleştirmenlerinden gelen öneriler doğrultusunda Yıldız Waldox’u kitabin kapağına ve romanın ismine taşıdık. Eğer romanı okuduysanız ve Yasak Elma’yı seyrettiyseniz, zaten siz de anlamışsınızdır ki Şevval Sam’ın oynadığı Ender karakteri, benim romanımdaki Yıldız Waldox’un aynisi.

Romanla benzeyen yanlar neler?

‘Babil’ dizisi, Netflix’in ünlü dizisi ‘Breaking Bad’ den adapte edilmiş. Ama Türk toplumuna uyması için pek çok şey değiştirilmiş. Yıldız Waldox, aynen Ender gibi çok hırslı, çalışkan, çok güzel ve bir o kadar da tehlikeli bir kadın. Entrika ve manipülasyon kraliçesi. Kimse tahtına oturamaz. Aynen Ender gibi Yıldız da fakirlikten gelir. Her ikisinde de baba şiddetive her ikisi de kardeşlerini baba şiddetinden korumaya çalışmışlar küçüklüklerinde. Her ikisi de turlu entrikalarla çokveadamlarla evlenmeyi başarır;asla evde oturupkadını olmaz. Her ikisi de kocalarının şirketlerinin basına geçip dahagüç kazanma pesindedirler. Hem Yıldız hem de Ender isimlerine dahagüç katmak amacıylayardım kuruluşlarında başkanlık yaparlar. Her ikisinin de ilk çocuklarıyla problemleri vardır. Çocuklarını çok severler ve çocuklarına başkalarına davrandıkları gibi davranmazlar… İyi annedirler. Zamanla çocuklarıyla da aralarını düzeltmeyi başarırlar. Her iki kadın da en sonunda aşkı bulur ve karakterlerinde iyi yöndedeğişim yaşarlar. Her ikisi de iyi insan olmaya baslar. Her iki kadının da çok güzel yeşil gözleri var;bu güzel gözlerbir yılan kadar tehlikeli ve soğuk parlar… Daha ne kadar benzerlik olabilir ben bilemedim… Siz söyleyin? Ha bir de tüm bunların yanıEda Ece’nin oynadığı karakterin adı da nedense Yıldız!

– Amerika’da gazetecilik yapmaya devam ediyorsunuz. Nasıl gidiyor? Mesleğiniz, yazar kimliğinizi nasıl etkiliyor sizce?

Arada sırada röportaj yapıyorum. Eskisi gibi devamlı değil. Büyük bir röportaj olursa, çok önemli bir konuk, birolursa… İste oyapıyorum. Röportajlar, yeni gruplar, yeni insanlarla tanışmak bana bir yazar olarak iyi geliyor. Her insan bir hikâye…

– Bundan böyle neler yapacaksınız? Yeni bir kitap yazmaya başladınız mı?

Dizi ya da film senaryosu yazmak istiyorum. Henüz başlamadım;eli kulağında diye umuyorum…

Damla Karakuş: Teşekkür ederim.

Elif Kask Pisacane: Teşekkür ederim.

Boşanırken

Elif Kask

Alfa Yay.

S.: 248

Kitabı satın almak için tıklayınız: alfakitap

*

Damla Karakuş

[email protected]

Instagram: biyografivekitap

YORUMLAR YAZ